haber, haberler, medyafaresi haberleri, foto galeri, video, videolar, sondakika, son dakika, magazin haberleri, medya, spor haberleri, recep tayyip erdoğan, seçim, siyaset, gazete manşetleri, gündem, son haberler


Uzmanlar, Özellikle yaz aylarında artan ve birçok kişinin hayatında en az bir kez yaşadığı ayak mantarı enfeksiyonunu ve bundan korunma yollarını anlattı.

En sık genç erkeklerde görülen ayak mantarı enfeksiyonunun, kadınlarda ve çocuklarda da olabileceğini belirten Uzm. Dr. Burçak Bozdemir Aral; ‘Mantar mikrobu özellikle nemli, karanlık ve sıcak ortamda ayak derisinde büyüyüp çoğalır ve enfeksiyon oluşturur. Ayakta kaşıntı, kabuklanma, kızarıklık, yanma ve koku gibi belirtilerle kendisini gösteren ayak mantarları, erken tanı konulup tedavi edilmezse gövde derisine ve tırnaklara bulaşabilir. Ayrıca mantar enfeksiyonu nedeniyle deri bütünlüğü bozulduğu için dışarıdan giren bakteriler selülit ve lenfanjit gibi daha şiddetli ikincil enfeksiyonlara yol açabilir.
Bu nedenle belirtiler görüldüğünde mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurmak gerekir. Mantar enfeksiyonunun tanısı deriden yapılan kazıntının mikroskop altında incelenmesiyle ve klinik olarak konulur. Enfeksiyon sınırlıysa kişinin krem kullanması yeterlidir. Şiddetli, yaygın ve dirençli enfeksiyonlarda ağızdan alınan mantara karşı etkili haplar önerilir. Tırnak tutulumu söz konusuysa tedavi süreci uzar. Mantar enfeksiyonuna yatkınlık varsa ve gereken önlemler alınmazsa tekrarlama ihtimali yüksektir. ' açıklamasında bulundu.
Bunları Yapıyorsanız Ayak Mantarına Davetiye Çıkarıyorsunuz
Ayağınız çok terliyor ve siz bunu önemsemiyorsanız,
Uzun süreli ve sıkı ayakkabılar giyiyorsanız,
Islak zemine ayak basılan halka açık spor merkezlerini kullanıyorsanız,
Yüzdüğünüz havuzun temizliğine önem vermiyorsanız,
Banyo sonrası ayaklarınızı ve parmak aralarını iyice kurulamıyorsanız,
Pedikürünüzü ortak pedikür setiyle yaptırıyorsanız
mantar enfeksiyonuna davetiye çıkarıyorsunuz demektir.

Mantar Enfeksiyonunu Önlemek İstiyorsanız

Ayaklarınızı her gün yıkayın ve çoraplarınızı her gün değiştirin.
Pamuklu ve teri emen çoraplar giyin.
Ortak kullanılan ıslak zeminlere çıplak ayakla basmayın.
Aile fertlerinizle ortak terlik ve havlu kullanmayın.
Ayaklarınızı havlu ya da saç kurutma makinesiyle iyice kurutun.
Özellikle yaz aylarında uzun süreli ve sıkı ayakkabılar giymeyin. Sandalet, terlik gibi daha rahat ürünleri tercih edin.
Pedikür setinizin size özel olması gerektiğini unutmayın.
Ayaklarınıza ve ayakkabılarınıza günlük mantar önleyici pudra dökün veya spreyler sıkın.
Ambulanslarda korkutan tablo

TSE Başkanı Hulusi Şentürk, "Ambulanslarda içler acısı durumdayız. Birçok ambulans, denetimlerde, kullanım dışı bırakılması gereken ambulans olarak karşımıza çıktı" dedi.

Türk Standardları Enstitüsü (TSE) Başkanı Hulusi Şentürk,  vatandaşın can ve mal güvenliğini ilgilendiren her alanda hassasiyet gösterdiklerini belirterek, yaklaşık bir yıldır ambulansların denetimini yapmaya başladıklarını söyledi.
Yapılan denetimler sonucunda gördükleri durumun "içler acısı" olduğunu vurgulayan Şentürk, "Öyle ambulanslarla karşılaştık ki hasta sedyesi bir yere takılı değil, hasta bakıcılar sedyeyi elleriyle tutuyor. Adam tam gaz gidiyor, sedyeyi elle tutuyorlar. Ani bir fren yapsa hastayı hastaneye yetiştirmeye gerek kalmayacak, ambulans doğrudan Karacaahmet'e gidebilir" diye konuştu.
Şentürk, ambulansların hastanın güvenliğini sağlamak için yapılmış araçlar olduğunu ve gerekli şartlara uyma zorunluluğunun bulunduğuna dikkati çekerek, "Ne yazık ki ambulanslarda içler acısı durumdayız. Birçok ambulans, kullanım dışı bırakılması gereken ambulans olarak karşımıza çıktı. İnsanlarımızın can ve mal güvenliğiyle oynamaya hiç kimsenin hakkı yok" ifadesini kullandı.
Vatandaşın bu gibi denetimleri eleştirmek yerine daha da artmasını talep etmesi gerektiğini dile getiren Şentürk, "Aksi takdirde faturayı yine biz ödüyoruz. O ambulanslarda ne yazık ki hastalar hastaneye güvenli bir şekilde yetiştirilemiyor. 'Yolda öldü' oluyor ondan sonra" ifadesini kullandı.
Kaynak: AA

Çin'de görülen kuş gribinin yeni türü H7N9 virüsü nedeniyle Şanghay'da bir kişi daha hayatını kaybetti.

Sağlık ve Aile Planlama Komisyonu, 59 yaşındaki Şın soyadlı erkeğin ölümüyle, kuş gribinden hayatını kaybedenlerin sayısının 38'e yükseldiğini açıkladı.
Kentte 33 kişide virüs tespit edilmiş, 15 kişi hayatını kaybetmişti.
Çin'de virüsün görülmeye başlandığı mart ayından itibaren 131 kişi kuş gribine yakalandı.
Kaynak: AA

Halk arasında uykuda solunum durması olarak bilinen uyku apnesinin ölümcül olabileceği, bu nedenle de tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu belirtildi.

Ahi Evren Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Celal Tekinbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uyku apnesinin milyonlarca insanı geceleri uyutmayan bir hastalık olduğunu söyledi.
Tekinbaş, uyku apnesi hastalığı olanların solunumunun uyku esnasında durduğunu belirterek, "Hastaların geceleri uyurken solunumu durduğu için vücutlarındaki karbondioksit oranı artıyor. Karbondioksit oranı beyni etkileyerek uykuda arttığı için de hastalar geceleri sürekli uyanıyor ve bu şekilde nefes almaya çalışıyor. Sonra tekrar aynı şekilde uyuyor. Hastanın uyuduğu süre 5 saat ise bu sürede 50 defa uykusu bölünüyor" dedi.
Uyku apnesi sorunu yaşayanlarda, diğer sağlık sorunlarının yanı sıra psikolojik sorunlarda ortaya çıktığını ifade eden Tekinbaş, "Bu hastalar gece uyuyamadıkları için gündüz uykuya meyilli olurlar. İş yaşamlarında da bu durum onlara başarısızlık getirir. Ayrıca bu hastalarda sürekli sinirlilik ve yorgunluk durumu oluşur" diye konuştu.
Tekinbaş, uyku apnesinin tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara neden olabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Bu hastalarda uzun vadede kalp yetmezliği gelişebilir. Bu durum pulmoner hipertansiyon dediğimiz akciğerden kalbe giden damarlarda genişleme oluşturuyor ve zaman içinde ölümcül bir hastalık olabiliyor. Gündüz çok uyuyan, kendini yorgun hisseden, başını ayakta tutamayan, çapıntısı olan insanların acilen doktora başvurması gerekiyor. Hastalık çoğu zaman fark edilemiyor."
"Uyku apnesi kilo sorunu olanlarda daha sık görülüyor"
Uyku apnesi hastalığı teşhisinin kolay, tedavisinin de mümkün olduğunu anlatan Tekinbaş, "Teşhis koymak için özel uyku laboratuvarlarımız var. Hastalarımız bu laboratuvarlarımıza geliyor ve bir gece kalıyorlar. Bizde hastalarımızın uyku esnasında solunumlarının durup durmadığına bakarak teşhisi rahatlıkla koyabiliyoruz. Bu hastalık kilo sorunu olanlarda daha sık görülüyor. Hastalarda genellikle obezite sorunu var" dedi.
Doç. Dr. Tekinbaş, hastalığın iki şekilde oluştuğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bu hastalık solunum yollarındaki darlığa ya da beyindeki bir duruma bağlı olarak oluşabiliyor. Eğer solunum yollarına bağlı bir hastalık ise bu durum, soruna neden olan hastalığın ortadan kaldırılmasıyla otomatikmen düzeliyor. Bu tür bir tedavi ile ortadan kaldırılamıyorsa eğer ileride tehlike oluşturabilecek kalp yetmezliği belirtilerini engelleyen tedaviler uyguluyoruz."
Kaynak: AA
En fazla yanık vakası tiner ve sudan

İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Dr. Ahmet Deniz Uçar, yanık vakalarının ülkelerin gelişmişlik seviyesi ile yaşam alışkanlıklarına göre farklılık gösterdiğini, Türkiye'de en fazla tiner ile kaynar su nedenli yanık vakaları ile karşılaşıldığını söyledi.

Ahmet Deniz Uçar,  Ege bölgesinin tek yanık merkezi olan İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi'nin, Türkiye'nin her yerinden uzun süreli yanık hastalarına tedavi imkanı sunduğunu belirtti.
Yanık vakalarının nedenlerinin, her ülkede değişiklik gösterdiğine dikkati çeken Uçar, "Yanık vakaları, her ülkenin gelişmişlik seviyesi ve alışkanlıklarına göre farklılık gösteriyor. En çok yanık vakası, az gelişmiş, sanayisi ve şehirleşmesi düzenli olmayan, işyeri ve evlerde yangın tedbirlerinin alınamadığı ülkelerde oluyor. ABD'de ve İngiltere'de sanayi birçok ülkeden fazla olmasına rağmen, işyeri kazası yanığı ile ev kazası yanığı az gözleniyor" dedi.
İmkanların kısıtlı olması nedeniyle Afrika ülkelerinde yanık vakalarına az rastlandığını vurgulayan Uçar, şöyle konuştu:
"Afrika ülkelerinde birçok evde elektrik ya da soba olmadığı, kazanlarda süt kaynamadığı için yanık vakaları az gözlenir. Dünyada motosiklet egzoz borusu temasıyla gerçekleşen bacak yanığı en çok Yunanistan'da, balon kaynaklı yanıklar ise Hindistan'da gözleniyor. Türkiye ise yanık konusunda çok zengin bir ülke çünkü tedbirler sınırlı, insanlar, iptidai şartlarda yaşıyor ve çalışıyorlar. Türkiye'de en fazla tiner ve kaynar su nedenli yanık vakaları ile karşılaşıyoruz. Küçük işletmelerde ısıtma soğutma sistemi olmadığı için insanlar soğuk havalarda tiner yakarak ısınmaya çalışıyor. Tiner buharı parlama ve patlamalarına bağlı el ve yüz yanıkları çok geliyor. Evlerde ise kaynar su dökülmesine bağlı yanıklar çok sıklıkla karşılaşılan vakalar."
"Balon yanıkları çok fazla"
Uçar, uçan balon parlaması sonucu oluşan yanık vakaları ile sıklıkla karşılaştıklarını, hatırı sayılır oranda insanın, yanıcı gazla doldurulmuş balonlar nedeniyle yıllar süren yanık tedavisi ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
Uçan balonlarda kullanılan gazların tehlikeli olabildiğine işaret eden Uçar, şunları kaydetti:
"Eğlence mekanlarında, yıl dönümü kutlamalarda kullanılan balonlar yanıklara neden olabiliyor. Balonlar, yanıcı olmayan gazlarla doldurulabilirken, daha ucuz olduğu için parlama riski olan gaz kullanılabiliyor.
Doğum gününde ya da sevgililer gününde balon parlamasından yanmış halde genç kadınlar ve erkekler merkezimize geliyor. Bu tarz yanıklar, sosyal travmaya da yol açıyor. Yanık tedavisi uzun bir süreçtir ve tedavi bitene kadar hastanın yanık merkezinde kalması gerekir. Yanık hastasının tedavisi, taburcu olduktan sonra yara iyileşmesi ve psikolojik toparlanma anlamında 2 yıl sürüyor. Bu nedenle insanların yanık konusunda çok tedbirli olması gerekiyor."
Kaynak: AA
Çocuklarda görülen ateş, iyi bir gösterge

Uzmanlar, çocuklarda sık görülen yüksek ateşin aslında vücudun enfeksiyonla savaştığını ve ondan kurtulmaya çalıştığını gösteren iyi bir belirti olduğunu söylüyor.

Vücut ısısının normalin üzerinde olması olarak tanımlanan ateş, çocuğunuzun yaş, genel sağlık durumu, hareketlilik seviyesi ve gün içindeki zaman ve giysileriyle şekilleniyor. Genel olarak, 38derece üzerine çıkan vücut ısısı ateş olarak kabul edilirken bu eşik değer, ateş ölçümünde kullanılan yönteme göre de değişiklik gösteriyor. Koltuk altı ölçümlerinde 37-37.3 eşik olarak kabul edilirken rektal veya oral ölçümlerde ise 38-38.3 derece eşik değer olarak alınıyor.
Ateşin çocukluk çağı enfeksiyonlarında en sık görülen semptom olduğunu söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, özellikle viral enfeksiyonlar sırasında ateşin sıklıkla ilk semptom olarak ortaya çıktığını belirterek, “Virüs kaynaklı enfeksiyonlarda, ilk 3-4 gün ateş 38-40 C arasında seyredebilir. Ateş düşürücülere yanıt vermeyebilir. Ateş dışında burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma yapabilir.” dedi.
İlkbahar aylarında yüksek ateşle seyreden adenovirüs, enterovirüslere sık rastladıklarını dile getiren Dr. Ebru Gözer, “Adenovirüs, solunum yolu sekresyonları, yakın temas ve eşyalar ile kolayca bulaşabilir. Üst solunum yolu yakınmalarına ek olarak ishal de görülebilir. Aynı etkiyi enterovirüsler de yapmaktadır. Ateşin birkaç gün yüksek seyretmesi, eşlik eden hem üst solunum yolu bulguları hem de ishal ve döküntü gibi vücutta birden çok yerin etkilenmesi ile virüs enfeksiyonu olduğunun göstergesidir” diye konuştu.
Bu durumda destek tedavisi vererek semptomlarının kontrol altına alınmasını öneren Dr. Ebru Gözer, etkeni saptamaya yönelik testlerle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmanın önemine değinerek, “Her boğaz ağrısı ve boğaz kızarıklığı antibiyotik kullanımını gerektirmez” dedi.
Dr. Ebru Gözer, daha nadir olarak görülse de uzun süren ateş durumlarında enfeksiyon dışı hastalıkları ortaya çıkarmak için, eşlik eden yakınmalar ve yeni ortaya çıkan semptomların yakından takip edilmesini ve gerekirse laboratuvar testleri ile kontrol edilmesini söyledi.
ATEŞİN NEDENİNİ ARAŞTIRIN
Ateşin neden yükseldiğinin anlaşılmasının önemli olduğunu söyleyen Dr. Ebru Gözer, kulak enfeksiyonu, soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu, idrar yolları enfeksiyonu, zatürre gibi nedenleri olabileceğine dikkat çekerek, bazı durumlarda bir ilaç, yaralanma, zehirlenme gibi etkenlerin ateşe neden olabileceğini söyledi. Çok sıcak ortamın sıcak çarpmasına yol açabileceğini dile getiren Gözer, bunun potansiyel olarak tehlikeli bir vücut ısısı olduğunu söyledi.
Çocuğun ateşi yükselince kalp atışlarının hızlanmasının doğal olduğunu belirten Dr. Ebru Gözer, “Çocuğun yanakları kızarabilir veya normalden daha fazla terleyebilir. Bazı çocuklar ateşliyken de kendilerini iyi hissedebilir. Ancak çoğunda ateşe neden olan hastalığın belirtileri de görülür. Çocuğunuzun kulağı veya boğazı ağrıyor olabilir, cilt döküntüsü veya karın ağrısı olabilir. Bunlar çocuğunuzun ateşinin nedeninin anlaşılması için önemli ipuçları verirler” diye konuştu.
ÇOCUĞUNUZ 6 AYLIKTAN BÜYÜKSE BUNLARA DİKKAT EDİN
Dr. Ebru Gözer, 6 ay-6 yaş arsındaki bazı çocuklarda yüksek ateş ile birlikte havale görülebileceğini bilmek ve dikkatli olmak gerektiğini söyledi. Özer, 6 aylıktan büyük çocuklarda hafif yüksek ateş görüldüyse yani 38.3 derecenin altında ise, hasta veya düşkün görünmüyorsa, uykulu veya huzursuz değilse, süregelen başka bir rahatsızlığı veya ateşli havale öyküsü yoksa yemesi, uykusu, oyun oynaması olumsuz etkilenmediyse doktora götürme öncesinde ilk yapılacakları şöyle sıraladı;
Serin bir ortamda tutun. 
Hafif giysiler giymiş olmasına dikkat edin. 
Su, sulandırılmış meyve suları gibi sıvılar içmesi için teşvik edin. 
Çok hareket edip yorulmamasını sağlayın. 
Ateş düşürücü verebilirsiniz.
HANGİ İLAÇLAR KULLANILABİLİR 
Parasetamol (ağızdan verilen veya fitil şekli mevcuttur) veya ibuprofen (ağızdan) verilebilir. Doz açısından doktorunuzun önerilerini ve ilaç bilgilerini takip edin. Çocuğunuza herhangi bir ilaç vermeden önce mutlaka ilaç bilgilerini okuyun. 
Çocuğunuz kusuyorsa ve sıvı kaybettiğini düşünüyorsanız ibuprofen vermeyin. 
Aspirin vermeyin. Çocuklarda viral hastalıklarda aspirin verilmesi Reye sendromu adında tehlikeli bir komplikasyona yol açabilir. Ayrıca aspirin midede rahatsızlık ve mide-bağırsak kanaması gibi yan etkiler yapabilir.
Ateş yükselmeye devam ediyorsa vücudunu ılık su ile ıslatılmış bir sünger veya elbezi ile silin. Su ciltten buharlaştıkça ateşin düşmesine yardım edecektir.
SU VE BEZ İLE ATEŞ NASIL DÜŞÜRÜLÜR?
Bu işlem için kesinlikle soğuk su kullanmayın veya soğuk duş yaptırmayın. Bu çocukta üşüme ve titremeye yol açarak ateşin daha da yükselmesine neden olur. 
Suya alkol eklemeyin veya cildini alkolle silmeyin, ciltten emilim ile ciddi yan etkilere yol açabilir. 
Çocuğunuzun ateşini hızla düşürmeye çalışmayın, Bu ateşin tekrar ve daha fazla yükselmesine yol açabilir.
ÇOCUĞUNUZ 6 AYLIKTAN KÜÇÜKSE
Çocuğunuz 6 aylıktan küçükse ve ateşi 38.3 derecenin üzerindeyse, hasta veya düşkün görünüyorsa, uykulu veya huzursuz ise, süregelen başka bir rahatsızlığı veya ateşli havale öyküsü varsa, yemesi, uykusu, oyun oynaması olumsuz etkilendiyse süratle doktorunuza götürmeyi planlarken yukarıda belirtilen ılık su uygulaması ve ateş düşürücü verme işlemlerini yapmanız uygun olur.