haber, haberler, medyafaresi haberleri, foto galeri, video, videolar, sondakika, son dakika, magazin haberleri, medya, spor haberleri, recep tayyip erdoğan, seçim, siyaset, gazete manşetleri, gündem, son haberler


Uzmanlar, Özellikle yaz aylarında artan ve birçok kişinin hayatında en az bir kez yaşadığı ayak mantarı enfeksiyonunu ve bundan korunma yollarını anlattı.

En sık genç erkeklerde görülen ayak mantarı enfeksiyonunun, kadınlarda ve çocuklarda da olabileceğini belirten Uzm. Dr. Burçak Bozdemir Aral; ‘Mantar mikrobu özellikle nemli, karanlık ve sıcak ortamda ayak derisinde büyüyüp çoğalır ve enfeksiyon oluşturur. Ayakta kaşıntı, kabuklanma, kızarıklık, yanma ve koku gibi belirtilerle kendisini gösteren ayak mantarları, erken tanı konulup tedavi edilmezse gövde derisine ve tırnaklara bulaşabilir. Ayrıca mantar enfeksiyonu nedeniyle deri bütünlüğü bozulduğu için dışarıdan giren bakteriler selülit ve lenfanjit gibi daha şiddetli ikincil enfeksiyonlara yol açabilir.
Bu nedenle belirtiler görüldüğünde mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurmak gerekir. Mantar enfeksiyonunun tanısı deriden yapılan kazıntının mikroskop altında incelenmesiyle ve klinik olarak konulur. Enfeksiyon sınırlıysa kişinin krem kullanması yeterlidir. Şiddetli, yaygın ve dirençli enfeksiyonlarda ağızdan alınan mantara karşı etkili haplar önerilir. Tırnak tutulumu söz konusuysa tedavi süreci uzar. Mantar enfeksiyonuna yatkınlık varsa ve gereken önlemler alınmazsa tekrarlama ihtimali yüksektir. ' açıklamasında bulundu.
Bunları Yapıyorsanız Ayak Mantarına Davetiye Çıkarıyorsunuz
Ayağınız çok terliyor ve siz bunu önemsemiyorsanız,
Uzun süreli ve sıkı ayakkabılar giyiyorsanız,
Islak zemine ayak basılan halka açık spor merkezlerini kullanıyorsanız,
Yüzdüğünüz havuzun temizliğine önem vermiyorsanız,
Banyo sonrası ayaklarınızı ve parmak aralarını iyice kurulamıyorsanız,
Pedikürünüzü ortak pedikür setiyle yaptırıyorsanız
mantar enfeksiyonuna davetiye çıkarıyorsunuz demektir.

Mantar Enfeksiyonunu Önlemek İstiyorsanız

Ayaklarınızı her gün yıkayın ve çoraplarınızı her gün değiştirin.
Pamuklu ve teri emen çoraplar giyin.
Ortak kullanılan ıslak zeminlere çıplak ayakla basmayın.
Aile fertlerinizle ortak terlik ve havlu kullanmayın.
Ayaklarınızı havlu ya da saç kurutma makinesiyle iyice kurutun.
Özellikle yaz aylarında uzun süreli ve sıkı ayakkabılar giymeyin. Sandalet, terlik gibi daha rahat ürünleri tercih edin.
Pedikür setinizin size özel olması gerektiğini unutmayın.
Ayaklarınıza ve ayakkabılarınıza günlük mantar önleyici pudra dökün veya spreyler sıkın.

Vakfıkebir İlçe Sağlık Grup Başkanı Dr. Fatih Baran, hayatında bir kere sigara içenlerin yüzde 85'inin bağımlı olduklarının görüldüğünü söyledi.

Sigara bağımlılığı hakkında açıklamada bulunan Trabzon'un Vakfıkebir İlçe Sağlık Grup Başkanı Dr. Fatih Baran, "İlçemiz Toplum Sağlığı Merkezimiz ve İlçe Sağlık Müdürlüğümüz olarak önemli bir halk sağlığı sorunumuz olan tütün mamullerin kullanımının azaltılması en büyük görevlerimiz arasındadır." dedi.
Tütünün yasal olarak üretilip satılabilen, serbestçe kullanılabilen, hastalık ve ölümlere neden olan, bağımlılık yapma özelliği taşıyan bir madde olduğunu dile getiren Dr. Baran, "Kişinin kullandığı madde üstünde kontrolünü (öz güvenini) yitirip bir madde'ye bağlanma durumudur, onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Adı ne olursa olsun, insanın ruh ve beden sağlığına zarar veren her alışkanlık zararlıdır. Alışkanlıkla başlar, bağımlılıkla devam eder ve tutsaklıkla sona erer. İnsan sağlığını psikolojik, sosyal, fiziksel ve maddi olarak olumsuz etkiler." değerlendirmesinde bulundu.
Çabuk ulaşılabilir olması sebebiyle gençler arasında sigara içmenin oldukça yaygın olduğunu belirten Dr. Baran, sigaraya başlayanların merak, özenti, arkadaş baskısı, arkadaşlar arasına katılma gibi nedenler yer aldığını söyledi. Dr. Fatih Baran, sigaranın zararları hakkında şu bilgileri verdi: "Sigaranın, yaklaşık 4 binin üzerinde zehirli, kimyasal, toksik ve kanserojen madde içerdiği bilinmektedir. Sigaranın zararlı etkileri vücudumuzdaki tüm sistemleri etkilemektedir. Sigara kullanımı, dünyada en önemli önlenebilir hastalıktır. Her yıl 5 milyon insan sigaradan ölmektedir. Sigara ve tütün ürünlerinin kullanımı, başta kanserler, kronik akciğer hastalıkları, kalp krizleri, felçler ve cilt kanserleri olmak üzere birçok öldürücü hastalığa yol açmaktadır. Sigara içmeyenlerde de çevresel tütün dumanına maruziyet akciğer kanseri oluşumunu artırmaktadır. Ayrıca sigara tüketimi; ülkelerin kaynaklarının boş yere harcanmasına, üretim kapasitesinde ve verimlilikte azalmaya, işgücü kaybına yol açmaktadır. Dolayısıyla sigara kullanımı, hem yol açtığı sağlık sorunlarını hem de oldukça büyük ekonomik yükü beraberinde getirmektedir."
SİGARASIZ GENÇLİK HEDEFİ
Sigarasız gençliğin en önemli öncelik olması gerektiğini kaydeden Vakfıkebir İlçe Sağlık Grup Başkanı Dr. Fatih Baran, şunları ifade etti: "Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Genç, doğumdan itibaren bağımlı olduğu anne ve babasından bağımsız hale gelirken arkadaşlarına bağlanır ve onların baskısına açık bir hale gelir. Bu dönemde kimlik gelişimi gerçekleşmektedir. Anne ve babadan bağımsız hale gelen genç, davranışlarını bir arkadaş grubu içerisinde deneyerek geliştirir. Sigara, alkol, tiner vs. gibi herhangi bir zararlı madde kullanımı o arkadaş grubunda kural haline gelmişse, o grubun elemanı olmak için bir şart gibiyse, gruptan dışlanma ya da alay edilme endişesi gence zararlı maddenin etkilerinden daha korkunç gelir. Sigara, alkol, tiner, bali gibi zararlı maddelerin kullanımı bu şekilde kötü arkadaş çevresinin etkisi veya baskısı ile başlamaktadır. Gençlik döneminde kötü sonuçlar kolaylıkla göz ardı edilmekte ve bana bir şey olmaz düşüncesi oluşmaktadır. Hayatında bir kere sigara içenlerin yüzde 85'inin bağımlı oldukları görülmüştür. Gelişmiş ülkelerde 12-17 yaş arasındaki her beş ergenden birinin sigara tiryakisi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir. Çünkü sigara, kişinin diğer kötü alışkanlıklara karşı direncini de azaltma, devamında da alkol, madde bağımlılığı ve kumar bağımlılığını da beraberinde getirmektedir."
Sigara bağımlılığının, diğer bağımlılık tedavileri ile benzer ilkelerle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Baran, "İlimizde Tıp Fakültesi Fatih Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren sigara bırakma polikliniklerinden sigarayı bırakmayı düşünen Vatandaşlarımız. tıbbi destek alabilirler. Ayrıca il ve ilçelerde bulunan tütün denetleme ekiplerince, tütün kontrol denetimleri aralıksız devam etmektedir. Yasanın uygulanmaya başlandığı 2009 yılından itibaren yalnızca kapalı mekanlarda değil tümüyle sigarasız-tütünsüz, daha sağlıklı bir yaşama doğru önemli mesafeler alınmıştır. Ayrıca Vakfıkebir Toplum Sağlığı Eğitim Birimimizce her hafta okullarımızda verdiğimiz sigara, başlama nedenleri ve zararları konularındaki eğitimler aracılığıyla gençlerimize, yerel medya aracılığıyla halkımıza yönelik bilinçlendirme çalışmalar yapılmaktadır." şeklinde konuştu.
Kaynak: CİHAN
Ambulanslarda korkutan tablo

TSE Başkanı Hulusi Şentürk, "Ambulanslarda içler acısı durumdayız. Birçok ambulans, denetimlerde, kullanım dışı bırakılması gereken ambulans olarak karşımıza çıktı" dedi.

Türk Standardları Enstitüsü (TSE) Başkanı Hulusi Şentürk,  vatandaşın can ve mal güvenliğini ilgilendiren her alanda hassasiyet gösterdiklerini belirterek, yaklaşık bir yıldır ambulansların denetimini yapmaya başladıklarını söyledi.
Yapılan denetimler sonucunda gördükleri durumun "içler acısı" olduğunu vurgulayan Şentürk, "Öyle ambulanslarla karşılaştık ki hasta sedyesi bir yere takılı değil, hasta bakıcılar sedyeyi elleriyle tutuyor. Adam tam gaz gidiyor, sedyeyi elle tutuyorlar. Ani bir fren yapsa hastayı hastaneye yetiştirmeye gerek kalmayacak, ambulans doğrudan Karacaahmet'e gidebilir" diye konuştu.
Şentürk, ambulansların hastanın güvenliğini sağlamak için yapılmış araçlar olduğunu ve gerekli şartlara uyma zorunluluğunun bulunduğuna dikkati çekerek, "Ne yazık ki ambulanslarda içler acısı durumdayız. Birçok ambulans, kullanım dışı bırakılması gereken ambulans olarak karşımıza çıktı. İnsanlarımızın can ve mal güvenliğiyle oynamaya hiç kimsenin hakkı yok" ifadesini kullandı.
Vatandaşın bu gibi denetimleri eleştirmek yerine daha da artmasını talep etmesi gerektiğini dile getiren Şentürk, "Aksi takdirde faturayı yine biz ödüyoruz. O ambulanslarda ne yazık ki hastalar hastaneye güvenli bir şekilde yetiştirilemiyor. 'Yolda öldü' oluyor ondan sonra" ifadesini kullandı.
Kaynak: AA

Çin'de görülen kuş gribinin yeni türü H7N9 virüsü nedeniyle Şanghay'da bir kişi daha hayatını kaybetti.

Sağlık ve Aile Planlama Komisyonu, 59 yaşındaki Şın soyadlı erkeğin ölümüyle, kuş gribinden hayatını kaybedenlerin sayısının 38'e yükseldiğini açıkladı.
Kentte 33 kişide virüs tespit edilmiş, 15 kişi hayatını kaybetmişti.
Çin'de virüsün görülmeye başlandığı mart ayından itibaren 131 kişi kuş gribine yakalandı.
Kaynak: AA
Özel hastanelere anne odaları zorunluluğu geldi

Sağlık Bakanlığı, kendi bünyesindeki hastanelerde anne odaları bulunmasını zorunlu hale getirmesinin ardından aynı şartı özel hastaneler ve üniversite hastanelerine de getirdi.

2012'de binde 11.6 olan bebek ölüm hızının azaltılması amacıyla hazırlanan yönetmeliği yayınlayan bakanlık, kamu hastane birliklerini, üniversiteleri ve özel hastaneleri uyararak yenidoğan servislerinde anne odaları bulunma şartı getirdi.

Servisle aynı katta ve bir yataklı olacak

Bakanlığın hazırladığı yönetmeliğe göre bünyesinde yenidoğan yoğun bakım servisi bulunan hastanelerde, özellikle prematüre bebeği olan annelerin sağlıklı tedavi süreci geçirmesi için düzenlemeler yapılması istendi. Bu kapsamda anne ve bebeğin taburcu olmadan önce, bebekleriyle birlikte kalabilecekleri ve servis ile aynı katta olan, en az bir yataklı olmak kaydıyla anne uyum odaları açılması zorunlu hale getirildi. Üniversiteler ve özel hastaneler bünyesinde de kurulması zorunlu tutulan odaların belirlenen şartlara uygun olması istenirken, anne ve bebeğin sağlığı açısından hijyen kurallarına dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulunuldu.

Yenidoğan ünitelerine sıkı denetim

Yenidoğan yoğun bakım servislerinin denetlenmesi ve tescili için görevlendirilecek komisyonda ise değişikliğe gidildi. Böylece yenidoğan servislerinin uygun olduğunu belirlemek ve onaylamak için il sağlık müdürlüğünden 4 uzmanın komisyon oluşturması istendi. Komisyonun il sağlık müdürlüğünden bir müdür yardımcısı başkanlığında, kamu yataklı sağlık hizmetleri şube müdürlüğünden uzman, çocuk enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanı doktor, yenidoğan yoğun bakım konusunda deneyimli bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı doktorun katılımı ile gerçekleştirilebileceği vurgulandı.
STAR

Halk arasında uykuda solunum durması olarak bilinen uyku apnesinin ölümcül olabileceği, bu nedenle de tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu belirtildi.

Ahi Evren Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Celal Tekinbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uyku apnesinin milyonlarca insanı geceleri uyutmayan bir hastalık olduğunu söyledi.
Tekinbaş, uyku apnesi hastalığı olanların solunumunun uyku esnasında durduğunu belirterek, "Hastaların geceleri uyurken solunumu durduğu için vücutlarındaki karbondioksit oranı artıyor. Karbondioksit oranı beyni etkileyerek uykuda arttığı için de hastalar geceleri sürekli uyanıyor ve bu şekilde nefes almaya çalışıyor. Sonra tekrar aynı şekilde uyuyor. Hastanın uyuduğu süre 5 saat ise bu sürede 50 defa uykusu bölünüyor" dedi.
Uyku apnesi sorunu yaşayanlarda, diğer sağlık sorunlarının yanı sıra psikolojik sorunlarda ortaya çıktığını ifade eden Tekinbaş, "Bu hastalar gece uyuyamadıkları için gündüz uykuya meyilli olurlar. İş yaşamlarında da bu durum onlara başarısızlık getirir. Ayrıca bu hastalarda sürekli sinirlilik ve yorgunluk durumu oluşur" diye konuştu.
Tekinbaş, uyku apnesinin tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara neden olabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Bu hastalarda uzun vadede kalp yetmezliği gelişebilir. Bu durum pulmoner hipertansiyon dediğimiz akciğerden kalbe giden damarlarda genişleme oluşturuyor ve zaman içinde ölümcül bir hastalık olabiliyor. Gündüz çok uyuyan, kendini yorgun hisseden, başını ayakta tutamayan, çapıntısı olan insanların acilen doktora başvurması gerekiyor. Hastalık çoğu zaman fark edilemiyor."
"Uyku apnesi kilo sorunu olanlarda daha sık görülüyor"
Uyku apnesi hastalığı teşhisinin kolay, tedavisinin de mümkün olduğunu anlatan Tekinbaş, "Teşhis koymak için özel uyku laboratuvarlarımız var. Hastalarımız bu laboratuvarlarımıza geliyor ve bir gece kalıyorlar. Bizde hastalarımızın uyku esnasında solunumlarının durup durmadığına bakarak teşhisi rahatlıkla koyabiliyoruz. Bu hastalık kilo sorunu olanlarda daha sık görülüyor. Hastalarda genellikle obezite sorunu var" dedi.
Doç. Dr. Tekinbaş, hastalığın iki şekilde oluştuğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bu hastalık solunum yollarındaki darlığa ya da beyindeki bir duruma bağlı olarak oluşabiliyor. Eğer solunum yollarına bağlı bir hastalık ise bu durum, soruna neden olan hastalığın ortadan kaldırılmasıyla otomatikmen düzeliyor. Bu tür bir tedavi ile ortadan kaldırılamıyorsa eğer ileride tehlike oluşturabilecek kalp yetmezliği belirtilerini engelleyen tedaviler uyguluyoruz."
Kaynak: AA
En fazla yanık vakası tiner ve sudan

İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Dr. Ahmet Deniz Uçar, yanık vakalarının ülkelerin gelişmişlik seviyesi ile yaşam alışkanlıklarına göre farklılık gösterdiğini, Türkiye'de en fazla tiner ile kaynar su nedenli yanık vakaları ile karşılaşıldığını söyledi.

Ahmet Deniz Uçar,  Ege bölgesinin tek yanık merkezi olan İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi'nin, Türkiye'nin her yerinden uzun süreli yanık hastalarına tedavi imkanı sunduğunu belirtti.
Yanık vakalarının nedenlerinin, her ülkede değişiklik gösterdiğine dikkati çeken Uçar, "Yanık vakaları, her ülkenin gelişmişlik seviyesi ve alışkanlıklarına göre farklılık gösteriyor. En çok yanık vakası, az gelişmiş, sanayisi ve şehirleşmesi düzenli olmayan, işyeri ve evlerde yangın tedbirlerinin alınamadığı ülkelerde oluyor. ABD'de ve İngiltere'de sanayi birçok ülkeden fazla olmasına rağmen, işyeri kazası yanığı ile ev kazası yanığı az gözleniyor" dedi.
İmkanların kısıtlı olması nedeniyle Afrika ülkelerinde yanık vakalarına az rastlandığını vurgulayan Uçar, şöyle konuştu:
"Afrika ülkelerinde birçok evde elektrik ya da soba olmadığı, kazanlarda süt kaynamadığı için yanık vakaları az gözlenir. Dünyada motosiklet egzoz borusu temasıyla gerçekleşen bacak yanığı en çok Yunanistan'da, balon kaynaklı yanıklar ise Hindistan'da gözleniyor. Türkiye ise yanık konusunda çok zengin bir ülke çünkü tedbirler sınırlı, insanlar, iptidai şartlarda yaşıyor ve çalışıyorlar. Türkiye'de en fazla tiner ve kaynar su nedenli yanık vakaları ile karşılaşıyoruz. Küçük işletmelerde ısıtma soğutma sistemi olmadığı için insanlar soğuk havalarda tiner yakarak ısınmaya çalışıyor. Tiner buharı parlama ve patlamalarına bağlı el ve yüz yanıkları çok geliyor. Evlerde ise kaynar su dökülmesine bağlı yanıklar çok sıklıkla karşılaşılan vakalar."
"Balon yanıkları çok fazla"
Uçar, uçan balon parlaması sonucu oluşan yanık vakaları ile sıklıkla karşılaştıklarını, hatırı sayılır oranda insanın, yanıcı gazla doldurulmuş balonlar nedeniyle yıllar süren yanık tedavisi ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
Uçan balonlarda kullanılan gazların tehlikeli olabildiğine işaret eden Uçar, şunları kaydetti:
"Eğlence mekanlarında, yıl dönümü kutlamalarda kullanılan balonlar yanıklara neden olabiliyor. Balonlar, yanıcı olmayan gazlarla doldurulabilirken, daha ucuz olduğu için parlama riski olan gaz kullanılabiliyor.
Doğum gününde ya da sevgililer gününde balon parlamasından yanmış halde genç kadınlar ve erkekler merkezimize geliyor. Bu tarz yanıklar, sosyal travmaya da yol açıyor. Yanık tedavisi uzun bir süreçtir ve tedavi bitene kadar hastanın yanık merkezinde kalması gerekir. Yanık hastasının tedavisi, taburcu olduktan sonra yara iyileşmesi ve psikolojik toparlanma anlamında 2 yıl sürüyor. Bu nedenle insanların yanık konusunda çok tedbirli olması gerekiyor."
Kaynak: AA

Antalya Atatürk Devlet Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) servisi hekimi Op. Dr. Erdem Atalay Çetinkaya, özellikle küçük yaştaki hastalarının burunlarından çıkan cisimleri biriktiyor.

Çocuk hastalarının burunlarına soktukları ve bir kısmı operasyonla çıkarılabilen cisimleri yaklaşık 6 yıldır biriktiren Çetinkaya'nın koleksiyonunda oyuncak bir cep telefonuna ait tuş takımından, kurşun kalem silgisine, kalem kapağından yiyecek tanelerine kadar ilginç birçok parça yer alıyor.

Çetinkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, saklanabilir nitelikte olan cisimleri biriktirebildiğini kaydederek, koleksiyonda yaklaşık 150 cismin yer aldığını belirtti.

En çok 2 ile 5 yaş arası çocukların merak nedeniyle yabancı cisimleri ağız ve burunlarına soktuklarını ifade eden Çetinkaya, bunların büyük bir çoğunluğun aile tarafından farkedildiğini ancak farkedilemeyenlerin yıllar sonra bile burundan çıkabildiğini söyledi.

Dr. Çetinkaya, "En çok kuru gıda dediğimiz nohut, mısır tanesi, çerez, leblebi, fındık ya da fıstık parçası ile plastik oyuncak parçalarına rastlıyoruz" dedi. Karşılaştıkları en ilginç vakaların yıllar sonra çıkan cisimler olduğunu dile getiren Çetinkaya, tıkanıklık ya da akıntı gibi şikayetlerle gelen erişkin hastaların burunlarından çocukluk döneminde burunlarına soktukları cisimlerin taşlaşmış halde çıkabildiğini söyledi.

Çetinkaya, "Operasyonda bir taş oluşumu görüyoruz. Çıkardıktan sonra kırıp baktığımızda bazen bir nohut tanesi ya da sünger parçası çıkabiliyor. Bunlar bize çok ilginç geliyor, hasta da çok şaşırıyor. En az 7-8 yıl burun içine kalmış cisimler olabiliyor bunlar" diye konuştu.
İlk denemede çıkaramıyorsanız
Özellikle çocuklarının burunlarına bir cismi soktuğunu gören ebeveynlerin burundaki cisim düz bir yapıda ve elle tutulabilecek durumdaysa bir kez hafifçe çıkarmayı deneyebileceğini fakat ilk denemede çıkaramadıkları cisimler için mutlaka uzman hekime başvurmaları gerektiğini kaydeden Çetinkaya, yuvarlak ve burunda ilerlemesi kolay cisimler için ise hemen hekime başvurmaları gerektiğini söyledi. 

Çetinkaya, bu tip cisimlerin büyüklüklerine göre burun orta kemiğini de geçerek soluk borusuna ulaşabileceğini ve daha ciddi sorunlar oluşabileceğine dikkati çekti. 

Buruna sokulan cisimlerin bazen göründüğünden daha riskli durumlar da oluşturabileceğini belirten Çetinkaya, şunları kaydetti: "Çocuklar bazen ulaştıkları ilaçları da burunlarına sokabiliyorlar. Evde buldukları tansiyon ya da şeker ilaçlarını burunlarına götürebilyorlar. Onlar bir süre sonra burunda eriyip kana karışabiliyor. Bu da ayrı bir risk oluştuyor. Bazı durumlarda kazayla burna giren cisimler olabiliyor. Daha önce karşılaştığımız bir vaka buna güzel bir örnek oluşturuyor. 6 yaşında bir kızımız elindeki kurşun kalemle burnunu karıştırırken düşüyor ve kalem burnuna girip kırılıyor. Burnun dışında görünen yaklaşık 1 santimetrelik bir parçaydı. Aile dışarda görünüyor diye tutup çıkarmaya çalışmış ama başaramayınca bize başvurdular. Biz bir rontgen çekme ihtiyacı duyduk ve yaklaşık 6 santimetre kadar beyin dokusunun içine saplandığını gördük. Beyin cerrahi ile beraber acil ameliyata aldık. Şans eseri kalem beynin hayati olmayan yerlerine girmişti ve cismi çıkardıktan sonra herhangi bir kalıcı rahatsızlık bırakmadı hastamızda." 

Çetinkaya, cisimleri biriktirmeye devam edeceğini ve ilerleyen dönemlerde ailelere örnek olması için sergileyebileceğini de sözlerine ekledi.
Kaynak: AA
Çocuklarda görülen ateş, iyi bir gösterge

Uzmanlar, çocuklarda sık görülen yüksek ateşin aslında vücudun enfeksiyonla savaştığını ve ondan kurtulmaya çalıştığını gösteren iyi bir belirti olduğunu söylüyor.

Vücut ısısının normalin üzerinde olması olarak tanımlanan ateş, çocuğunuzun yaş, genel sağlık durumu, hareketlilik seviyesi ve gün içindeki zaman ve giysileriyle şekilleniyor. Genel olarak, 38derece üzerine çıkan vücut ısısı ateş olarak kabul edilirken bu eşik değer, ateş ölçümünde kullanılan yönteme göre de değişiklik gösteriyor. Koltuk altı ölçümlerinde 37-37.3 eşik olarak kabul edilirken rektal veya oral ölçümlerde ise 38-38.3 derece eşik değer olarak alınıyor.
Ateşin çocukluk çağı enfeksiyonlarında en sık görülen semptom olduğunu söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, özellikle viral enfeksiyonlar sırasında ateşin sıklıkla ilk semptom olarak ortaya çıktığını belirterek, “Virüs kaynaklı enfeksiyonlarda, ilk 3-4 gün ateş 38-40 C arasında seyredebilir. Ateş düşürücülere yanıt vermeyebilir. Ateş dışında burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma yapabilir.” dedi.
İlkbahar aylarında yüksek ateşle seyreden adenovirüs, enterovirüslere sık rastladıklarını dile getiren Dr. Ebru Gözer, “Adenovirüs, solunum yolu sekresyonları, yakın temas ve eşyalar ile kolayca bulaşabilir. Üst solunum yolu yakınmalarına ek olarak ishal de görülebilir. Aynı etkiyi enterovirüsler de yapmaktadır. Ateşin birkaç gün yüksek seyretmesi, eşlik eden hem üst solunum yolu bulguları hem de ishal ve döküntü gibi vücutta birden çok yerin etkilenmesi ile virüs enfeksiyonu olduğunun göstergesidir” diye konuştu.
Bu durumda destek tedavisi vererek semptomlarının kontrol altına alınmasını öneren Dr. Ebru Gözer, etkeni saptamaya yönelik testlerle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmanın önemine değinerek, “Her boğaz ağrısı ve boğaz kızarıklığı antibiyotik kullanımını gerektirmez” dedi.
Dr. Ebru Gözer, daha nadir olarak görülse de uzun süren ateş durumlarında enfeksiyon dışı hastalıkları ortaya çıkarmak için, eşlik eden yakınmalar ve yeni ortaya çıkan semptomların yakından takip edilmesini ve gerekirse laboratuvar testleri ile kontrol edilmesini söyledi.
ATEŞİN NEDENİNİ ARAŞTIRIN
Ateşin neden yükseldiğinin anlaşılmasının önemli olduğunu söyleyen Dr. Ebru Gözer, kulak enfeksiyonu, soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu, idrar yolları enfeksiyonu, zatürre gibi nedenleri olabileceğine dikkat çekerek, bazı durumlarda bir ilaç, yaralanma, zehirlenme gibi etkenlerin ateşe neden olabileceğini söyledi. Çok sıcak ortamın sıcak çarpmasına yol açabileceğini dile getiren Gözer, bunun potansiyel olarak tehlikeli bir vücut ısısı olduğunu söyledi.
Çocuğun ateşi yükselince kalp atışlarının hızlanmasının doğal olduğunu belirten Dr. Ebru Gözer, “Çocuğun yanakları kızarabilir veya normalden daha fazla terleyebilir. Bazı çocuklar ateşliyken de kendilerini iyi hissedebilir. Ancak çoğunda ateşe neden olan hastalığın belirtileri de görülür. Çocuğunuzun kulağı veya boğazı ağrıyor olabilir, cilt döküntüsü veya karın ağrısı olabilir. Bunlar çocuğunuzun ateşinin nedeninin anlaşılması için önemli ipuçları verirler” diye konuştu.
ÇOCUĞUNUZ 6 AYLIKTAN BÜYÜKSE BUNLARA DİKKAT EDİN
Dr. Ebru Gözer, 6 ay-6 yaş arsındaki bazı çocuklarda yüksek ateş ile birlikte havale görülebileceğini bilmek ve dikkatli olmak gerektiğini söyledi. Özer, 6 aylıktan büyük çocuklarda hafif yüksek ateş görüldüyse yani 38.3 derecenin altında ise, hasta veya düşkün görünmüyorsa, uykulu veya huzursuz değilse, süregelen başka bir rahatsızlığı veya ateşli havale öyküsü yoksa yemesi, uykusu, oyun oynaması olumsuz etkilenmediyse doktora götürme öncesinde ilk yapılacakları şöyle sıraladı;
Serin bir ortamda tutun. 
Hafif giysiler giymiş olmasına dikkat edin. 
Su, sulandırılmış meyve suları gibi sıvılar içmesi için teşvik edin. 
Çok hareket edip yorulmamasını sağlayın. 
Ateş düşürücü verebilirsiniz.
HANGİ İLAÇLAR KULLANILABİLİR 
Parasetamol (ağızdan verilen veya fitil şekli mevcuttur) veya ibuprofen (ağızdan) verilebilir. Doz açısından doktorunuzun önerilerini ve ilaç bilgilerini takip edin. Çocuğunuza herhangi bir ilaç vermeden önce mutlaka ilaç bilgilerini okuyun. 
Çocuğunuz kusuyorsa ve sıvı kaybettiğini düşünüyorsanız ibuprofen vermeyin. 
Aspirin vermeyin. Çocuklarda viral hastalıklarda aspirin verilmesi Reye sendromu adında tehlikeli bir komplikasyona yol açabilir. Ayrıca aspirin midede rahatsızlık ve mide-bağırsak kanaması gibi yan etkiler yapabilir.
Ateş yükselmeye devam ediyorsa vücudunu ılık su ile ıslatılmış bir sünger veya elbezi ile silin. Su ciltten buharlaştıkça ateşin düşmesine yardım edecektir.
SU VE BEZ İLE ATEŞ NASIL DÜŞÜRÜLÜR?
Bu işlem için kesinlikle soğuk su kullanmayın veya soğuk duş yaptırmayın. Bu çocukta üşüme ve titremeye yol açarak ateşin daha da yükselmesine neden olur. 
Suya alkol eklemeyin veya cildini alkolle silmeyin, ciltten emilim ile ciddi yan etkilere yol açabilir. 
Çocuğunuzun ateşini hızla düşürmeye çalışmayın, Bu ateşin tekrar ve daha fazla yükselmesine yol açabilir.
ÇOCUĞUNUZ 6 AYLIKTAN KÜÇÜKSE
Çocuğunuz 6 aylıktan küçükse ve ateşi 38.3 derecenin üzerindeyse, hasta veya düşkün görünüyorsa, uykulu veya huzursuz ise, süregelen başka bir rahatsızlığı veya ateşli havale öyküsü varsa, yemesi, uykusu, oyun oynaması olumsuz etkilendiyse süratle doktorunuza götürmeyi planlarken yukarıda belirtilen ılık su uygulaması ve ateş düşürücü verme işlemlerini yapmanız uygun olur.